HUKUKSAL YARDIM

Meşru Müdafaa(Savunma) ve Zorunluluk Hali

Türk Ceza Kanunu m.25’te meşru müdafaa ve zorunluluk hali durumları düzenlenmiştir. Bir eylem hukuka aykırı ve cezalandırılması gerekirken, bu eylemin meşru müdafaa ve zorunluluk hali koşullarında gerçekleştirilmesi halinde hukuka uygunluk sebebi bulunacağından dolayı, eylem cezalandırılmayacaktır.

Örneğin bir kişiyi yaralama yahut öldürme eylemleri Türk Ceza Kanunu uyarınca cezalandırılmakta iken, bu eylemlerin meşru müdafaa yahut zorunluluk hali içerisinde gerçekleştirilmiş olması halinde eylemler cezalandırılmayacaktır.

Bir Eylemin Meşru Müdafaa(Savunma) Kapsamında Gerçekleştiğin Kabul Edilebilmesi İçin Gerekli Şartlar

Bir kişinin gerçekleştirmiş olduğu eylemin meşru müdafaa kapsamında kabul edilebilmesi için aşağıdaki koşullar bulunmalıdır. Bunlar;

  • Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırı olması,
  • Saldırıya karşı aynı anda eylemin gerçekleştirilmiş olması,
  • hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde saldırıya karşı verilmiş olması durumlarıdır.

Bu durumların hepsinin bulunması halinde saldırıyı defetmek isteyen kişinin eylemi meşru müdafaa kapsamında olduğu kabul edilerek eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilmeyecektir.

Yerleşik Yargıtay İçtihatları bir eylemin meşru müdafaa kapsamında olup olmadığını şu şekilde değerlendirmektedir.

Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.”


Bir Eylemin Zorunluluk Hali Kapsamında Gerçekleştiğinin Kabul Edilebilmesi İçin Gerekli Şartlar

Bir kişinin gerçekleştirmiş olduğu eylemin zorunluluk hali kapsamında kabul edilebilmesi için aşağıdaki koşullar bulunmalıdır. Bunlar;

  • Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikenin olması,
  • Bu tehlikeden kurtulmak veya bu tehlikeden başkasını kurtarmak zorunluluğunun bulunması,
  • tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunması durumlarıdır.

Bu durumların hepsinin bulunması halinde tehlikeyi defetmek isteyen kişinin eylemi zorunluluk hali kapsamında olduğu kabul edilerek eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilmeyecektir.

Keza zorunluluk halinin bulunduğunun kabul edilebilmesi için gerekli olan kriteler bakımında Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/8-1551 E. 2013/64 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Gerek öğreti de gerekse yargısal kararlarda benimsendiğ üzere zorunluluk halinin varlığının kabul edilebilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Tehlikeye ilişkin şartlar,

  1. a) Ağır ve muhakkak bir tehlike olmalıdır.
  2. b) Tehlike bir hakka yönelik olmalıdır.
  3. c) Tehlikeye bilerek neden olunmamalıdır.

2- Korunmaya ilişkin şartlar, 

  1. a) Tehlikeden başka türlü kurtulma imkanı bulunmamalıdır.
  2. b) Tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmalıdır.
  3. c) Tehlikeye karşı koyma görevi bulunmamalıdır.

(Artuk, Gökcen, Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2012, s. 523 vd; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2013, s. 392 vd, Centel/Zafer/Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, İstanbul, 2005, s. 321 vd; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2011, s. 347 vd; Sedat Bakıcı 5237 sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Genel Hükümleri, Ankara, 2007, s.503 vd, Zeynel T. Kangal, Ceza Hukukunda Zorunluluk Durumu, Ankara, 2010)…”

Eylemin Meşru Müdafaa(Savunma) ve Zorunluluk Hali Kapsamında Olması Durumunda Verilecek Karar

Meşru müdafaa ve zorunluluk hali durumlarının bulunması kişinin bu koşullarda gerçekleştirmiş olduğu eyleminde hukuka uygunluk sebebi olması nedeniyle, CMK m.223/2-d’ye göre, eylemi gerçekleştiren kişi hakkında beraat kararı verilecektir.

Buna karşılık meşru savunmada sınırın heyacan, korku ve telaş nedeniyle aşılması halinde, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilir.

Meşru Müdafaa ve Zorunluluk Halinde Sınırın Aşılması

TCK m.27, “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” hükmüne amirdir.

Bu bağlamda meşru müdafaa ve zorunluluk halinde sınırın kast olmaksızın aşılması durumunda, sınırı aşan eylemin aynı zamanda taksirle de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. Bu nedenle sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, eyleme ilişkin suçun taksirle cezalandırılması öngörülmemişse, sınırın kast olmaksızın aşılması eyleminden dolayı kişiye ceza verilmeyecektir.

Ayrıca meşru savunmada sınırın aşılması durumu; mazur görülebilecek bir heyacan, korku veya telaştan dolayı meydana gelmişse, eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilmeyecektir.

Yargıtay Kararları

Yaşları İtibariyle Daha Korumasız Olan Sanıkların Kendilerini Korumak Amacıyla Havaya Ateş Açmasının Meşru Müdafaa Kapsamında Değerlendirileceğine İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1402 E. 2019/297 K.sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Eşi … ile birlikte Çanakkale ili, Salihler köyüne yaklaşık olarak 600 metre uzaklıkta bulunan evlerinde ikamet etmekte olan sanık …’in olay günü güneşin batış saatinden sonra saat 21 sularında eşine ait 70 metre mesafede olan araziye girerek ateş yakıp içki içmek isteyen katılanlar …ve Süreyyayı ellerindeki projektör vasıtasıyla görerek tanıdıktan sonra özel mülküne girmemeleri konusunda uyarıda bulunmasına rağmen,

uyarılara aldırış etmeyen katılanların konutunun önündeki sanığa doğru yaklaşarak alaycı bir ifadeyle “Sen buraya gel, seninle görüşelim” şeklinde sözler söyleyerek eve doğru yaklaşmaya devam etmeleri üzerine elindeki tüfekle iki el havaya ateş açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, ateş yaktıkları arazinin sanığa ait olduğunu bilmediklerini beyan eden katılanların, kendilerine yapılan uyarıya rağmen, alaycı bir ifadeyle sanığın evine doğru yürümeye devam ettikleri gibi uyarı atışına rağmen yine sanığa ait arazide ateş yakarak içki içmeye devam ettikten bir saat sonra araçla köye doğru uzaklaştıkları olayda;

Köyün dışında, ıssız sayılabilecek bir yerde, güneşin batmasından yaklaşık olarak yarım saat sonra evlerinin yakınında bulunan arazilerine izinsiz giren katılanları projektör vasıtasıyla tanıdıktan sonra iyice tedirgin olan sanık ile eşinin uygun bir şekilde araziden çıkmaları konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen, katılanların araziyi terk etmedikleri gibi alaycı bir ifade ile sanığı yanlarına çağırarak eve doğru yaklaşmaları üzerine elindeki tüfekle iki el havaya uyarı ateşi açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması,

sanığın eşi tarafından tanınan katılan …’e karşı olumsuz bir izleniminin bulunması, yaşları nedeniyle daha korunmasız durumda olan sanık ile eşinin olayın meydana geldiği yer ve zaman dikkate alındığında; tedirginlik duymalarının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanların saldırıları henüz suç boyutuna ulaşmamış ise de; başlamamış ancak başlaması kesin olan ve başladığında savunmayı olanaksız, ya da çok güç hale getirecek bir tecavüze karşı yapılan savunmanın meşru olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemi, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıyı, o anki hal ve şartlara göre, savunma amacına matuf ve orantılı bir şekilde defetme niteliğinde olduğundan, olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği kabul edilmelidir…”

Savunma Zorunluluğu Bulunmadığı Durumlarda Meşru Müdafaa Hükümlerinin Uygulanmayacağına İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1160 E. 2016/141 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Aralarındaki husumet nedeniyle maktulün sürekli sanığa hakaret ettiği ve sanık ile ailesine rahatsızlık verdiği, olaydan iki gün önce de sanığı silahla tehdit ettiği, olay günü ise görgü tanıklarınca alkollü olduğu söylenen maktulün harman yerindeki dut ağacının altında sanığa yönelik tehdit ve hakaretlerde bulunduğu, sanığın babasının maktulü yatıştırması için tanıklar İsmail ve İrfan’ı çağırdığı, tanıkların olay yerine gelmesine rağmen maktulün hakaretlerine devam ettiği, olayları evinin penceresinden izleyen sanığın babasına ait av tüfeğini alarak olay yerine gelmesi üzerine sanığın tüfekle, maktulün ise tabanca ile karşılıklı ateş etmeleri sonucu maktulün öldüğü, sanığın ise hayati tehlikeye neden olacak derecede yaralandığı anlaşılmaktadır.

Bu şekilde gerçekleşen olayda, sanığın hukuka uygunluk nedenlerinde sınırı aşıp aşmadığının belirlenebilmesi için öncelikle meşru savunma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gereklidir. Maktulün, sanığın evinde olduğu sırada, sanığın evine yaklaşık 60 metre mesafedeki harman yerinden sanığa yönelik hakaret ve tehditlerde bulunduğu sabit ise de, sanığın evine doğru saldırı amaçlı gittiğine veya evinde bulunan sanığa yönelik fiili bir eylem gerçekleştirdiğine ilişkin herhangi bir iddianın olmadığı, bu durumda sanığın savunmada zorunluluk bulunmadığı halde ve daha önceden silah taşıdığını da bilmesine rağmen evde bulunan av tüfeğini alarak maktulün bulunduğu yere gitmesi ve tanık İrfan’ın sanığın evden çıktığı sırada annesinin “şunu tut” dediği hususundaki beyanı karşısında, sanığın maktülle kavga etmek amacıyla hareket ettiği anlaşıldığından, sanığın, maktulün saldırısını defedecek şekilde savunma yapma mecburiyetinin bulunmadığı yani “savunmanın zorunluluğu” şartının gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceği göz önüne alındığında meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan söz edilemez…”

 

Meşru Müdafaa Sınırının Mazur Görülebilecek Şekilde Aşılmasına İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1039 E. 2016/96 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Birinci uyuşmazlık konusunda açıklandığı üzere meşru savunma durumunda olan sanığın maktulün oğulları … ve …’e yaptığı gibi hayati bölgesine hedef almadan ateş ederek saldırıyı bertaraf etmesi mümkün iken yakın mesafeden maktulü göğsünden vurması eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer şartların bulunduğunda şüphe bulunmamakta ise de, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine bozulmuş olup dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir.

Ancak üç oğlu ile birlikte olay yerine gelen ve oğullarında da silah bulunan maktül tarafından silahla yaralanan ve darp edilmiş vaziyette yerde yatan kardeşine de maktül tarafından ateş edildiğini gören sanığın olayın gelişimi ve gerçekleşme biçimi nazara alındığında meşru savunmada sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aştığının kabulü gerekir. Sanığın maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/1557 E. 2014/233 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“… Olay günü gece saatlarinde maktul ve arkadaşları olan Özge ile Ömer’in birlikte bira içtikleri, biralarının bitmesi üzerine etrafta bira alabilecekleri açık bir dükkan bulunmaması nedeniyle açık bir dükkan bulmak amacıyla taksi çağırdıkları, ticari taksi şoförlüğü yapan sanığın aracı ile gelerek onları aracına aldığı, Ömer’in 10 Lira paralarının olduğunu ve ancak bu kadar para verebileceklerini söylediği, sanığın da taksimetreyi açmadan istedikleri yerlere götürdüğü, burada bira alan maktul ve arkadaşlarının sanıktan kendilerini Peyami Safa Parkına bırakmalarını istemesi üzerine sanığın istedikleri parka bıraktığı,

taksiden inen maktul ve arkadaşlarının başlangıçta vermeyi kabul ettikleri 10 Liralık taksi ücretini eksik vermek istedikleri, sanığın bunu kabul etmemesi nedeniyle aralarında tartışma çıktığı, tartışmanın devamında sanık ile maktul ve arkadaşı Ömer arasında arbede yaşandığı, sanığın kendisini korumak amacıyla yanında taşıdığı ruhsatlı silahı ile havaya ve Ömer’e doğru ateş ettiği, maktulün üzerinde taşıdığı açılır kapanır bıçakla sanığa saldırması üzerine sanığın geri geri giderek üzerine gelmemesi için maktulü uyardığı, maktulün elindeki bıçakla sanığın üzerine doğru gitmeye devam etmesi sonucu sanığın bu kez maktule doğru yakın mesafeden bir el ateş ederek ölümüne neden olduğu sabittir.

Taksi ücretini eksik vermek isteyen maktul ve arkadaşlarının, bunu kabul etmeyen sanığın vücut bütünlüğüne yönelik olarak saldırıda bulunmaları karşısında, kendisini savunma hakkı doğan sanığın, Ömer’e karşı yaptığı gibi kendisine bıçakla saldıran maktule yönelik olarak da vücuduna hedef almaksızın maktulün bulunduğu yöne doğru ateş ederek saldırıyı bertaraf etmesi mümkün iken, yakın mesafeden ateş ederek maktulü göğsünden vurarak öldürmesi eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer şartların bulunduğunda şüphe bulunmamakta ise de, “gerçekleştirilen savunmanın, maruz kalınan tecavüzü bertaraf edecek ölçüde olması” yani “saldırı ile savunma arasında oran bulunması” şartı gerçekleşmediğinden meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan sözedilemez. Bir başka anlatımla, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine tartışmasız biçimde bozulmuş, dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir.

Savunmanın, meşru savunma şartlarında başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilemeyecek olmasına göre bu durumda, 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde düzenlenen “sınırın aşılması”nın söz konusu olup olamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanığın, mağdurun göğüs bölgesine doğru tabanca ile ateş ettiği ve sınırın kastla aşıldığı sabit olduğuna göre, maddenin 1. fıkrasının olayda uygulanma şartlarının bulunmadığı açıktır.

Kanun koyucu tarafından sadece meşru savunmaya ilişkin olarak kabul edilen ve anılan maddenin 2. fıkrasında düzenlenen mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelen nedenlerle sınırın aşılmasının olayda uygulanmasının söz konusu olup olamayacağına gelince; ticari taksi şoförlerine yönelik olarak özellikle geceleri gerçekleştirilen yağma ve öldürme olaylarının sanığın üzerinde olumsuz bir psikolojik etki oluşturmuş olması, olay tarihi itibariyle 61 yaşında olan sanığın yirmili yaşlarda bulunan maktul ve arkadaşlarının kendisine zarar vereceklerinden korkmuş bulunması, olay sırasında parkta olup tarafları ayırmak için gelen ve maktulün mahalleden arkadaşları olan tanıkların da maktul ve arkadaşları ile birlikte kendisine saldıracaklarını düşünmesi göz önüne alındığında, 

meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Sanığın, maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir…”

Meşru Müdafaa Hükümlerinin Uygulanamayacağına, Ancak Haksız Tahrik Hükümlerinin Uygulanabileceğine İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/705 E. 2019/59 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyeti olarak tanımlanan askerlik görevini yaklaşık 10 aydır olayın meydana geldiği kıtasında yapmakta olan sanığın, görevini etkili bir biçimde yerine getirmesi için kendisine verilen fiziksel, psikolojik ve ahlakî eğitim ile nöbete, silah kullanmaya, sınır ihlali yapan kişilere karşı davranış şekillerine ilişkin talimatlar hilafına hareket ettiği, elinde veya üzerinde herhangi bir silah bulunmadığı sabit olan maktulün kendisini askerlere ihbar ettiğini düşündüğü tanık ….. …..’ye kızarak üzerine doğru koşması ve sanığın maktule yumrukla vurarak yere düşürmesi üzerine de yerden kalkarak sanığın üzerine hızla yürümekten ibaret eylemlerinin,

sanığa veya olay yerinde bulunan kendisine yönelik silahsız etkili eyleme karşı savunma yapabilecek fiziksel yapıya sahip 18 yaşındaki tanık …..’a yönelmiş ciddi ve haksız bir saldırı oluşturmaması karşısında; sanığın saldırıyı o andaki hâl ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak son derece orantısız şekilde tepki gösterip tüfeğinin ucuna takılı süngüyü maktulün göğsüne saplayarak haksız tahrik altında maktulün ölümüne yol açtığı anlaşıldığından, sanık hakkında meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığının kabulü gerekmektedir…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/305 E. 2018/668 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Sanık … ile anne ve babası olan tanıklar… ve Rıza’nın, daha önceden ekinlerini biçmiş oldukları tarlalarında kalan sapları topladıkları sırada, mağdur … ile kardeşi tanık ……’ın otlatmakta oldukları hayvanların sanık ve ailesinin tarlasına girmesi üzerine, tanık Rıza’nın, mağdur ve kardeşini uyararak hayvanlarını başka yerde otlatmalarını istediği, mağdur ve kardeşinin hayvanları aynı yerde otlatacaklarını söyleyip küfretmeleri üzerine çıkan tartışmada tarafların birbirlerine yumruklarıyla vurdukları,

mağdur …’in sanık …’ı altına alarak yumruk attığı, tanık…’ün yardımıyla mağdur …’in altından kurtulan sanık …’ın, tarlaya gelirken beraberinde getirdiği av tüfeğini alarak iki el ateş ettiği, saçmalardan yedi tanesinin mağdur …’in vücudunun değişik yerlerine isabet etmesi sonucu mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde ve hayati tehlike geçirmeyecek şekilde yaralandığı olayda;

mağdur … ve kardeşi ……’ın, kavgada yumruk atmak suretiyle sanık … ile anne ve babasını basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaraladıkları, sanık ile babasının da yumruk atarak karşılık verdikleri göz önüne alındığında, sanık …’ın kendisi ve ailesine yönelmiş haksız saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre saldırıyla orantılı bir şekilde defetmek yerine, av tüfeğiyle iki el ateş edip mağdur …’i basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde yaralaması karşısında, saldırı ile savunma arasında orantı bulunmaması nedeniyle meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.

Öte yandan orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle TCK’nın 27. maddesinde düzenlenen “sınırın aşılması” söz konusu olabilecek ise de; sanığın kendisi ve ailesine yumrukla saldırıldığını bilmesi ve görmesine rağmen tarlaya gelirken beraberinde getirdiği av tüfeğiyle ateş etmek suretiyle saldırı ile savunma arasındaki orantısızlığa ilişkin sınırı kasten aştığı anlaşıldığından aynı maddenin birinci fıkrasının; mağdur ve kardeşinin kavgada yumruk atıp küfretmekten ibaret eylemlerinin ise heyecan, korku veya telaşa neden olabilecek boyutta olmaması nedeniyle de aynı maddenin ikinci fıkrasının uygulanma imkânı bulunmadığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu beraat hükmünün, meşru savunma şartlarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/291 E. 2018/380 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Sanık …’un, amcasının oğlu ve aynı zamanda eniştesi olan maktulle aynı köyde iki katlı binada altlı üstü oturduğu, sanığın, maktulün de hissedarı olduğu tarlaları icradan ihale yoluyla satın alması nedeniyle maktulle aralarında husumet oluştuğu, aralarında zaman zaman bu nedenle tartışma yaşandığı, 2013 yılında bu anlaşmazlıklardan çıkan olaylar nedeniyle maktulün, Zile Asliye Ceza Mahkemesince tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından cezalandırıldığı,

suç tarihinde sanık …’un saat 20.30’da evine geldiği, suların akmadığını görünce evine su bağlamak için evin altındaki su tankının bulunduğu garaja gittiği, bir süre sonra maktul …’in evine geldiği ve garajın içerisinde bulunan sanığı görünce aralarında önceye dayalı husumet ve su bağlama meselesinden dolayı tartışma çıktığı, maktulün sanığa sinkaflı sözlerle küfredip “Bekle geliyorum. Seni buraya sermenin zamanı geldi de geçiyor” diyerek üst katta bulunan evine çıktığı, sanığın ise garajın hemen yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini aldığı, tüfeğe fişek yerleştirdiği ve tekrar garaja girerek su bağlama işine devam ettiği,

kısa bir süre sonra maktulün evinden çıkarak bir elinde tabanca, diğer elinde el feneriyle garaja yöneldiği, maktulü garaja gelirken gören sanığın, av tüfeğini eline alarak garaj içerisinde bulunan kolonun arkasına saklandığı ve tüfeğini atışa hazır hâle getirdiği, bu sırada maktulün garaj kapısını kapatmak için elindeki el fenerini garaj içerisindeki kütüğe bıraktığı sırada sanığın, saklandığı yerden çıkarak garaj kapısı önünde maktulle karşı karşıya geldiği ve elinde bulunan av tüfeği ile önce bir el boşa ateş ettiği, bunun üzerine maktulün, elinde bulunan tabancaya mermi sürdüğü ancak tabancayı sanığa doğrultmadığı, sanığın bu kez yakın mesafeden hedef alarak maktule ateş ettiği, maktulün aldığı isabet sonucu sırtüstü yere düştüğü, sanığın elindeki tüfeğin dipçiğiyle yerde bulunan maktulün baş bölgesine birkaç kez vurduğu,

olay yerine gelen tanıkların maktulü alarak hastaneye götürdükleri, maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç ve dış kanama sonucu öldüğü olayda; sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen, maktulün silahla dönmesi ihtimaline binaen garajın yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini alıp atışa hazır hâle getirerek beklemeye başlaması, maktulün geldiğini görünce kolonun arkasına geçip siper alması, sanığın önce havaya sonra maktulün öldürücü mahiyetteki hayati bölgesine ateş etmesi, sanığın, etkisiz hâle getirdiği ve artık saldırı imkânı bulunmayan maktulün yüzüne tüfeğinin dipçiğiyle çok sayıda vurması göz önüne alındığında,

doğrudan sanığın yaşam hakkına yönelmiş bir saldırısının bulunmaması karşısında; sanığın saldırıyı o andaki hal ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak maktulü doğrudan doğruya öldürmek amacıyla ateş ettiği anlaşıldığından meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının uygulanma imkânının bulunmadığı ve sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1051 E. 2018/69 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Maktul … ile sanık …’nin kardeş oldukları, İstanbul ilinde ikamet eden maktul ile Nizip ilçesinde ikamet eden sanık arasında İkizce köyündeki arazinin kullanımından kaynaklanan anlaşmazlık bulunduğu, anlaşmazlığın zaman içerisinde husumet boyutuna ulaştığı, olaydan bir gün önce maktulün, eşi ve çocuklarıyla birlikte Nizip’e geldiği, olay günü yanına av tüfeğini alan sanığın traktörüne binerek fıstık bahçesinde olduğunu düşündüğü maktulün yanına gittiği,

fıstık bahçesinde maktul, maktulün eşi Döne, kızları ….. ve…. ile oğlu…. ve tarım işçilerinin fıstık topladığını gören sanığın cep telefonu ile jandarmayı arayarak fıstığının çalındığını bildirip suç ihbarında bulunduğu, telefonu kapattıktan sonra henüz maktul ve aile fertlerine yaklaşmadan ilk önce tüfekle bir el havaya ateş ettiği, sanığın tüfekle havaya ateş ettiğini gören maktulün, yanında taşıdığı tabancasını çıkarıp sanığa doğru koşmaya başladığı, sanığa yaklaştığı sırada, birkaç metre mesafeden tabanca ile sanığın bacaklarını hedefleyerek ateş edip sanığı sağ uyluk bölgesinden yaraladığı, bacağından vurulan sanığın av tüfeğini maktule doğrultarak bir el ateş edip maktulü öldürdüğü olayda;

aralarında fıstık bahçesinin kullanımından kaynaklanan anlaşmazlık bulunan sanık ile maktulün olay günü, ihtilafa konu bahçede karşı karşıya geldikleri sırada, ilk önce sanığın tehdit kastıyla tüfekle bir el havaya ateş etmesi üzerine maktulün, silahla tehdit eylemine tepki olarak, sanığın da aşamalarda belirttiği üzere, yaralama kastıyla bel altı bölgesini hedefleyerek sanığa ateş edip bacağından ağır şekilde yaraladığı, maktul tarafından yaralama kastıyla ateş edildiğini, bu amaçla özellikle vücudunun bel altı kısmının hedeflendiği bilincinde olan ve haksız tahrikte etki-tepki dengesi lehine bozulan sanığın,

arazi uyuşmazlığından kaynaklanan husumet ve olay esnasında maktul tarafından silahla ağır bir şekilde yaralanmasının doğurduğu öfke ve gazabın etkisiyle hareket edip, av tüfeği ile yaklaşık 2 metre mesafeden sanığın doğrudan göğüs bölgesini hedefleyerek ateş etmek suretiyle maktulü öldürdüğünün anlaşılması karşısında; meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığının, sanığın eyleminin yoğun haksız tahrik altında nitelikli öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/424 E.  2018/339 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“… Sanık … ile maktulün yaklaşık 25 yıldır evli oldukları, bu evliliklerinden biri yükseköğrenim gören diğeri iş hayatına atılmış yetişkin iki çocuklarının bulunduğu, Eskişehir ili, Alpu ilçesi, Karakamış köyündeki müstakil evlerinde ikamet ettikleri, alkol alışkanlığı bulunan maktulün sarhoş olduğu zamanlarda sanığa ve çocuklarına şiddet uyguladığı, bu durumun UYAP sisteminden temin edilen mahkeme kararları, sanık …, maktulün babası Ahmet, kızı ….., oğlu Aytaç ve köydeki komşularının beyanlarıyla da doğrulandığı,

22.04.2011 günü saat 23.00 sıralarında alkollü olarak eve gelen maktulün, salonda alkol almaya devam ettiği ve pornografik içerikli film izlemeye başladığı, evde sanık ile maktulden başka kimsenin olmadığı, maktulün ilerleyen saatlerde yatak odasında yatmakta olan sanığın yanına giderek sanıkla cinsel ilişki kurmak istediği, sanığın kabul etmemesi üzerine yatak odasında başlayan tartışma sırasında yaşanan arbedede yatağın üzerindeki çarşaf, yastık ve yorganın yere kayıp düştüğü, duvara dayalı ve sarılı hâldeki halıların yere devrildiği,

yatak odasındaki tartışmanın sonlanmasından sonra maktulün evin salonuna geçerek alkol almaya ve film izlemeye devam ettiği, sabaha karşı aldığı alkolün tesiriyle sızan maktulün bulunduğu odaya gelen sanığın, başörtüsünü maktulün boynuna birkaç kez dolayıp sıkıca bağlamak suretiyle maktulü boğarak öldürdüğü olayda;

düzenlenen otopsi raporuna göre kanında 227 mg/dl etanol bulunan maktulün boyun bölgesinde, boynu çepeçevre saran 3-5 cm kalınlığında telem izi, sağ küçük parmak üzerinde 0,2 cm uzunluğunda taze sıyrık bulunduğu, bu küçük yara ve kurutlu birkaç eski yara dışında maktulün vücudunda başkaca bir darp cebir izi bulunmadığı, ölümün elle veya bağla boğmaya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana geldiği, sanık hakkında düzenlenen adli rapora göre de sanığın boynunun sadece sağ yanında ve sol bacak arka yüzde hafif kızarıklık bulunduğu göz önüne alındığında,

sanık her ne kadar aşamalarda, maktulün kendisine saldırarak zorla cinsel ilişki kurmak istediğini, kabul etmemesi üzerine boynunu elle ve başörtüsü ile şiddetle sıktığını, elinden kurtulmak için itip yere düşürdüğü maktulün başını çarpmasından istifade ederek maktulün kendisine yönelik bu saldırılarına karşı meşru müdafaa şartları altında maktulü boğduğunu, niyetinin maktulü öldürmek olmadığını savunmuş ise de;

sanığın boynunun sadece sağ kısmında ve sol bacak üst kısımda hafif kızarıklık dışında vücudunda başkaca bir darp cebir izi bulunmadığına dair raporda sanığın boyun bölgesinde uğradığını iddia ettiği elle boğmaya emare olabilecek, boynu çepeçevre saran parmak veya telem izinden bahsedilmemiş olması, maktule ilişkin otopsi raporunda maktulün başında düşmeye bağlı herhangi bir darp cebir izine ilişkin tespit bulunmaması karşısında;

maktulün yaşı ve otopsi raporunda belirlenen üstün fiziki yapısı da göz önüne alındığında, sanığın iddia ettiği şekilde yaşamına ve cinsel bütünlüğüne yönelik sürmekte olan bir saldırı bulunmadığı gibi önceki tarihlerde vuku bulmuş saldırının o an için tekrarının da muhakkak olmadığı, bu itibarla sanık açısından meşru savunma şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından, sanığın meşru savunma şartları altında hareket ettiği yönündeki dosyada bulunan tutanak ve bilimsel raporlarla örtüşmeyen, cezadan kurtulmaya yönelik soyut savunmalarına itibar edilemeyeceği ve sanığın eşi maktulü yoğun tahrik altında kasten öldürdüğü kabul edilmelidir.

Bu itibarla sanığın yoğun tahrik altında nitelikli kasten öldürme suçundan, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla mahkûmiyetine hükmedilmesi gerektiği yönündeki Özel Daire bozma kararı isabetli olup haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir…”

Eşin Anal Yoldan İlişkiye Zorlaması Halinde Buna Karşı Yapılan Eylemin Meşru Müdafaa Kapsamında Kalacağına İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/244 E. 2018/580 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Sanığın 17 yaşında iken 2011 yılında ….. isimli şahısla evlendiği, …..’ın aile yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle sanığın birlikte yaşadıkları konutu terk ederek ayrı bir evde yaşamaya başladığı, geçimini sağlayabilmek için çeşitli işlerde çalıştığı, bu dönemde maktul ile tanışıp birlikte Adana’da yaşamaya başladığı, sanığın, beyanlara göre birlikte yaşadığı maktulden …… adını verdiği bir erkek bebek dünyaya getirdiği, fiziksel ve zihinsel özürlü olan bu bebeğin, sanığın ayrı yaşadığı ancak boşanmayı kabul etmemesi nedeniyle resmen evli göründüğü ….. adına nüfusa kaydedildiği,

maktulün düzenli bir işinin olmaması ve çalışmak istememesi üzerine sanık ve maktulün ekonomik sıkıntı çekmeye başladıkları, maktulün yaşadığı bu sıkıntılar sonucu asabi bir yapıya büründüğü ve sanığa kötü davranarak sık sık sanığı darbettiği, sanık ve maktulün Adana’da geçinemeyeceklerini anlamaları üzerine Antalya’da daha ucuza ev kiralayabilecekleri ve maktulün iş bulabileceği umuduyla olay tarihinden yaklaşık 3 ay önce Antalya’ya gelerek oraya yerleştikleri,

maktulün kısa süre bir benzin istasyonunda çalıştığı ancak buradaki işinden ayrıldığı, günlerce evden çıkmadan televizyon izleyip aile sorumluluklarını yerine getirmeyen maktulün bu dönemde de sanığı sık sık darbettiği, evde pornografik filmler izleyerek burada gördüğü ilişki çeşitlerini sanığa tatbik etmeye çalıştığı, sanıkla rızası dışında zorla ters ilişkiye girdiği, kendisine itiraz eden sanığa, “Sen ne biçim kadınsın” diyerek sanığın kadınlığını küçümseyici sözler sarf ettiği ve sanığı bu yüzden de darbettiği,

özürlü çocuklarına bağlanan maaştan başka geliri olmayan sanık ve çocuğuna maktulün maddi destekte bulunmadığı, bağlanan maaşı alıp kendisinin harcadığı, maktulün bu tavırlarından bezginlik duyan sanığın karakola giderek görevli polis memurlarına durumunu anlatıp bir çıkış yolu aramaya çalıştığı ancak kadın sığınmaevine yerleştirilmesi durumunda tek geliri olan özürlü çocuğuna bağlanan maaşın kesilebileceğini düşünerek maktulü şikâyet etmekten vazgeçtiği,

ayrılmak istediğini maktule söylediğinde maktulün darbına ve tehditlerine maruz kaldığı, yaşadığı sıkıntılar dolayısıyla olay günü yine maktulden ayrılmak istediğini söyleyen sanığı maktulün darbettiği ve sanıkla rızası dışında anal yoldan zorla cinsel ilişkiye girdiği, maktulün yatıp uyuyan sanığın yanına yaklaşık yarım saat sonra tekrar gelerek sanığı uyandırdığı ve soyunmasını isteyip yeniden anal yoldan ilişkiye girmek istediğini belirttiği, sanığın canının çok acıdığını, istiyorsa vajinal yoldan ilişkiye girmesini maktule söylemesine rağmen maktulün zorla 15-20 dakika boyunca sanıkla anal yoldan ilişkiye girdiği,

 bu sırada sanığın eline geçirdiği bıçağı maktulün boğazına bir kez vurarak maktulü yaraladığı, maktulün kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, Antalya Adli Tıp Şube Müdürlüğünce sanık hakkında düzenlenen 14.10.2014 tarihli raporda;

sanığın sol zigoma ve üstü bölgede ekimoz ve şişlik, sol kaş dış yan kenar hizasında yüzeysel açılma, sol omuz üst kısımda 0,5 cm çapında soyulma ve kenarında çok sayıda sıyrık tarzı yara, sağ omuz arka kısmında küçük sıyrık tarzı yaralar olduğu, sanığın yapılan anüs muayenesinde saat kadranına göre 6 hizasında yer yer yarım santimetre kadar genişliği olan, içerisinde doku parçaları görünen, zemini hafif kanamalı epidermal hat üzerinden başlayıp, mukozal yapıyla anal kanala doğru devam eden, görülen kısmı 1,5 cm uzunluğunda taze yırtık, saat kadranına göre 11 hizasında 0,6 cm uzunluğunda aynı şekilde anal kanala devam eden çizgi şeklinde zemini kanamalı yüzeysel fissür tarzında yırtık tespit edilmiş olduğu, anal sfinkter boyunca hafif ödem bulunduğu, anal muayenede tespit edilen bulguların akut fiili livatanın gerçekleşmiş olduğunun bildirildiği anlaşılan olayda;

yıllardır ailesi tarafından aranıp sorulmayan, taşındığı yeni ortamda hiçbir komşusu ve arkadaşı bulunmayan, evin kapısı kilitlenmek suretiyle evden çıkmasına izin verilmeyen sanığın, açıklanan olaylar zinciri içinde ırzına yönelik ısrarlı saldırılardan maktulün vazgeçmeyeceğini anlayarak maktulden kaynaklanan, olay gecesi gerçekleşen ve ısrarla sürdürülen, bilimsel raporla da varlığı doğrulanan cinsel bütünlüğüne yönelen haksız saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu  ile maktulü boynundan bıçakla yaralayarak öldürdüğü, sanığın kendisini başka türlü savunmasının imkânsız olduğu, saldırının bir sonucu olan ve saldırgana karşı gerçekleştirilen fiilinin meşru savunma şartları altında gerçekleştirildiği kabul edilmelidir…”

Cinsel Saldırıya Karşı Yapılan Eylemin Meşru Müdafaa Kapsamında Olduğuna İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/572 E. 2015/2 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“… Aynı köyde ikamet eden ve komşu olan katılan sanıklar arasında duygusal bir arkadaşlık olduğu, olay günü gece saat 23.00 sıralarında L…’nın ağabeyine ait olup annesinin yaşadığı evde L…’nın bitişik atış mesafesinden ateş ederek H…’i hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladığı, L..’nın karnında ve kolunda sıyrıklar ile göğüs bölgesinde tırnak izleri olduğu hususları sabittir.

Görgü tanığının bulunmadığı olaya ilişkin katılan sanıkların beyanlarının dosyada bulunan maddi delillerle birlikte ele alınarak irdelenmesinde; katılan sanık H….’in L…..iç çamaşırı alarak vermesiyle başlayan duygusal yakınlık sürecinde karşılıklı olarak mektuplaştıkları, katılan sanık L…..’nın çok sevdiğini söylediği H…..’den emekli olmasını ve birlikte kaçmalarını istediği, H…….’in ise L…..’nın bu isteğini yerine getirmediği ve oyaladığı, katılan sanık H……’in L……’dan cinsel içerikli çeşitli taleplerde bulunduğu, ancak L….’nın birlikte kaçmaları halinde bunları yapabileceğini söylediği, olayın meydana geldiği gece katılan sanık L…..‘nın yaşları küçük çocukları ve yaşlı halası ile birlikte kalmakta olduğu annesinin yaşadığı eve gelen sanığın herhangi bir zorlama olmadan içeriye girdiği,

evin kiler kısmına geçtikleri, burada katılan sanık H……’in L…..’ya yönelik rızasına aykırı olarak cinsel davranışlarda bulunmaya başladığı, nitekim L……’nın adli raporunda göğüs duvarı, karın duvarı ve meme cildinde yer yer ekimotik alanlar abrazyon ve göğüs üzerinde tırnak izleri, sıyrıkların bulunduğunun tespit edildiği, bir süredir duygusal arkadaşlıkları olan ancak katılan H…..’in ısrarlı taleplerine karşı cinsel yakınlaşmaya izin vermediği anlaşılan L….’nın rızasına aykırı olarak yapılan bu cinsel saldırıdan kurtulmaya çalıştığı,

bu sırada çuvalların arasına gizlediği tabancaya ulaşarak bitişik atış mesafesinden Hüseyin’in boyun ile göğüs bölgesi arasına bir el ateş ettiği, L…..’daki yaralanmaların meydana geldiği yerler ile ateşli silahın bitişik atış mesafesinden ateşlenmesi ve isabet ettiği bölge dikkate alındığında cinsel saldırının devamı sırasında yapıldığını gösterdiği hususları göz önüne alındığında, olay gecesi katılan sanık H…’in katılan sanık L….’ya karşı cinsel saldırı fiilini gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.

Katılan sanık L….’nın da H….’den başlayan, devam eden ve artarak devam etmesi de muhakkak olan cinsel davranışlar şeklindeki haksız saldırıyı, o andaki hal ve şartlara göre kilerin içindeki çuvalların arasında bulunan ve içerisinde iki adet mermi olan tabancayla bitişik atış mesafesinden yalnızca bir kez ateş etmek suretiyle defetmeye çalışması karşısında, katılan sanık L…’nın kendisini başka türlü savunmasının imkansız olduğu, saldırının bir sonucu olan ve saldırgana karşı gerçekleştirilen fiilde meşru müdafaa şartlarının bulunduğunun kabulü gerekmektedir.

Zira, katılan sanık L…’nın katılan sanık ile duygusal yakınlık yaşaması, ona kendisini sevdiğini ifade ettiği mektuplar yazması ve birlikte kaçmalarını istemesi, Hüseyin’i olay gecesi saat 23.00 sıralarında bulunduğu eve alması gibi olguların varlığının kendisine yönelik cinsel saldırı eyleminin de rızaya dayalı olduğuna delalet etmeyeceği, başka bir anlatımla, suç tarihinde 32 yaşında olan katılanın, sanıkla aralarında devam eden duygusal yakınlaşmaya ve H…..’in bulunduğu eve gelmesine gösterdiği rızanın, cinsel dokunulmazlığını ihlal eden cinsel saldırıyı da kapsadığını kabule imkan bulunmamaktadır…”

Saldıran Kişinin Etkisiz Hale Gelmesine Karşın Hayati Tehlike Oluşturacak Şekilde İkinci Defa Ateş Edilmesi Nedeniyle Eylemin Meşru Müdafaa Olarak Değerlendirilemeyeceğine İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/808 E. 2015/314 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“… Daha önce yaşadıkları kavgaların etkisi ile maktulün gece vakti elindeki döner bıçağı ile saldırarak bir süre sanığı kovaladığı, maktulün ayağının takılarak yere düşmesi üzerine sanığın bundan yararlanarak durup ruhsatsız tabancasını çıkararak korkutmak için bir kez havaya bir kez de duvara doğru ateş ettiği, maktulün gizlendiği duvarın arkasından çıkarak tekrar sanığın üzerine gelmeye devam ettiği, bu kez sanığın 1-2 metre mesafeden tabanca ile bir kez ateş etmesi üzerine maktulün sol kaşı üzerinden isabet aldığı, bu aşamadan sonra sanığın bir kez de yakın mesafeden ateş ederek maktulün sırt bölgesinden yaralanmasına neden olduğu olayda;

Maktulün başına isabet eden atışın uzak atış olup karşı istikametten yapılmış olması, diğer atışın ise yakın atış mesafesinden sırtına doğru yapılması gözönüne alındığında sanığın üçüncü ve dördüncü atışları peş peşe yapmadığı, oluşa uygun bulunan bir kısım tanıkların da beyanlarında belirttiği üzere sanığın son atışını, maktul sağ kolu üzerine yere düştükten sonra yakın mesafeden sırtına doğru yaptığı kabul edilmelidir.

Buna göre, meşru savunma ya da meşru savunma sınırının aşılması düşünülebilir ise de, maktulün başına isabet eden atışla yere düştüğü ve etkisiz hale geldiği, döner bıçağının da elinden düşmesi nedeni ile saldırıyı etkisiz hale getirmiş olan sanığın gerekmediği halde yerde yatmakta olan maktulün hayati bölgesi olan sırtına yakın mesafeden bir el daha ateş ederek onu sırtından da vurması ve eylemin ölümle sonuçlanması dikkate alındığında sanığın saldırının etkisiyle değil, saldırıdan kaynaklanmış olsa da daha önceki ve olay esnasındaki saldırılara karşı duyduğu öfke ve gazap nedeniyle hareket ettiği, başka bir ifadeyle sanığın niyetinin kin duygusunu tatmine yönelik olduğu anlaşıldığından eylemin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir…”

Maktülün Bıçağını Alıp Kendisine Zarar Veremeyecek Konuma Getirmesine Rağmen Maktülün Bıçakla Öldürülmesi Eyleminin Meşru Müdafaa Kapsamında Değerlendirilemeyeceğine İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/414 E. 2017/386 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“… Maktulün, sanığın ablası ile evli olduğu, yaklaşık 9 yıl boyunca kendi babasının evinde, eşi ile birlikte yaşadığı, bu yüzden maktul ile eşi arasında bir kısmı adli makamlara da yansıyan tartışmalar yaşandığı, maktulün eşi tarafından mahkemeden koruma kararı ve maktulün ortak konuttan uzaklaştırılması yönünde karar alındığı, buna rağmen ailelerin araya girmesi ile maktul ve eşinin birlikte yaşamaya devam ettikleri, maktul ve eşinin suç tarihinden yaklaşık 9 ay önce sanığın ve ailesinin ikamet ettiği apartmanın 11 numaralı dairesine yerleştikleri, olay gecesi sanık ile maktulün önce telefonda tartıştıkları, sanığın evine gelip aracını park ettiği sırada,

 pencereye çıkan maktulün sanığa seslenerek yanına çağırdığı, araçta bulunan çakısını pantolonunun arka cebine koyan sanığın maktul ile görüşmek için merdivenlerden çıkmaya başladığı, aynı gün nişanlısından ayrılmasının verdiği kızgınlık ve gün boyu almış olduğu alkolün tesiri altındaki sanıkla, eşi ve oğlundan iki gündür haber alamayan maktul arasında maktulün ikamet ettiği daire önünde itişme yaşandığı,

dairenin holünde devam eden itişme sırasında maktulün hamili bulunduğu sustalı çakı ile sanığın göğüs ve batın bölgesine her biri yaşamsal tehlikeye neden olacak şekilde 8 kez vurarak sanığı ağır şekilde yaraladığı, bu sırada maktulün saldırısını durdurmak isteyen sanığın, maktulün boğazını sıkarak etkisiz hale getirmeye çalıştığı, boynundaki tiroid kartilaj kemiği kırılan ve nefesi kesilen maktulün etkisiz hale gelmesi üzerine, sanığın maktulün elindeki bıçağı ele geçirip artık eylemlerine devam etme ihtimali bulunmayan maktule bıçakla saldırdığı, maktulün elleri ve kolları ile direnmeye çalışmasına rağmen,

sanığın 3’ü göğüs bölgesine olmak üzere birçok kez bıçakla vurarak maktulü öldürdüğü olayda; sanığın, kendisine yönelmiş haksız saldırıyı o anki hal ve şartlara göre, saldırıyla orantılı bir şekilde defetmek yerine, boynundaki tiroid kartilaj kemiği kırılan ve nefesi kesilerek etkisiz hale gelen maktulün elindeki bıçağı aldıktan ve bu şekilde maktulden kaynaklanan saldırının son bulmasından sonra yeniden saldırma imkânı bulunmayan maktulü, göğüs bölgesine bıçakla birçok kez vurarak öldürmesi eyleminin, yoğun haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu TCK’nun 27/2 ve CMK’nun 223/3-c maddesine göre ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır…”

Saldırının Sonlanmasından Sonra Gerçekleştirilen Yaralama Eyleminin Meşru Müdafaa Kapsamında Olmadığına İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/1-26 E. 2013/150 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“.. Maktûlün gece saat 04.00 sıralarında sanığın eşi ve üç çocuğu ile birlikte yaşadığı eve girmesi ve Ramazan isimli bebeklerini kucağına almış olması şeklindeki eylemi sanığa ve ailesine yönelik haksız bir saldırı niteliğinde ise de; sanığın eşinden bıçak istemesi ve polise haber verilmesinin ardından, bebeği bırakıp elbise dolabında saklanan ve kaçma dışında başka bir amaç gütmeyen maktûlün saldırısı sona ermiş, fakat sanık maktûlün kaçmasını engellemek amacıyla onu sağ kalçasından bir bıçak darbesi ile yaralayarak Adli Tıp Kurumu raporuna göre ölüm nedenlerinden biri olan eylemini gerçekleştirmiştir. Elbise dolabında saklanan, daha sonra doğrudan kaçmak için pencereye yönelen maktülün sanığa yönelik herhangi bir hamlesinin de olmadığı olayda mazur görülebilecek bir korku, panik ya da heyecanın tesiri ile meşru müdafaada sınırın aşılmasından söz edilemeyeceğinden, 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartlarının oluştuğu söylenemeyecektir…”

Yalnızca Sözde Kalan ve Devamı Gelmeyen Saldırıya Karşılık Bıçakla Yaralama Eyleminin Meşru Müdafaa Kapsamında Olmadığına İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/1-436 E. 2012/190 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“..Görgü tanığı bulunmayan olay, sanığın aksi kanıtlanamayan savunmasına göre ışıkları yanmakta olan bir okulun ve evlerin yakınında ve yol üzerinde meydana gelmiştir. Olay yerinin özellikleri de göz önüne alındığında, sanığın üzerinde taşıdığı bıçağı göstermesi ya da bir veya birkaç bıçak darbesi ile kurtulma olanağını değerlendirip, bu yollardan birisine başvurması gerekirken, kolunu tuttuğu sırada pantolonu ayaklarına düşmüş vaziyette bulunan, yürüyemeyen, geriye doğru gitmekte olan ve başka bir saldırıda da bulunmayan mağdura,

üçü yaşamsal tehlikeye neden olacak ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte yaralanmayla sonuçlanan onbir bıçak darbesi vurması karşısında, eylemlerini haksız tahrik altında gerçekleştirdiği ve eylemin saldırı ve savunmaya ilişkin diğer koşulları taşımasına karşın, sanığın gece yarısı, kendisinden otuz yaş büyük olan, fiziksel olarak güçlü olduğunu ve aralarında herhangi bir dostluk bulunmadığını beyan ettiği mağdurla, herhangi bir korku veya endişeye kapılmadan dışarı çıkması ve şehrin tenha bir bölgesine gitmesi ile kendisine yönelen, yalnızca sözde kalan ve devam etmeyen bir saldırı karşısındaki eylemlerinde;

“gerçekleştirilen savunma hareketinin, maruz kalınan saldırıyı defedecek ölçüde olması” diğer bir anlatımla “saldırı ile savunma arasında oran bulunması” ve “sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi” koşulları gerçekleşmediğinden, meşru savunma ya da meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının oluştuğundan söz edilemez.

Zira mağdurun, ırza yönelik olan, yalnızca sözde kalan ve devam da etmeyen saldırısı karşısında, sanığın savunma hakkının doğduğunun kabul edilmesi gerekmekte ise de; sanığın, vücudunun ölümcül bölgelerine vurmak suretiyle mağduru yaşamsal tehlike oluşturacak şekilde yaralaması eyleminde “savunma ile saldırı arasındaki dengenin savunma lehine bozulmuş ve dolayısıyla ölçülülük ilkesinin ihlal edilmiş olması” nedeniyle meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması koşulları bulunmamaktadır.

Bu durumda sanık savunmaları doğrultusunda olayın nasıl bir yerde meydana geldiği hususu da yeterince aydınlığa kavuşturulmuş bulunduğundan, anılan hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması amacıyla olay yerinde keşif yapılmasına gerek bulunmadığı kabul edilmelidir…”

Meşru Müdafaa Halinde Sanık Hakkında Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Dair Karar Yerine Beraat Kararı Verilmesi Gerektiğine İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/1-60 E. 2013/603 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“… Sanık savunması, tanık beyanları ve özellikle güvenlik kamerası görüntülerine göre; olayın sanığın oldukça küçük olan dükkanının içerisinde meydana geldiği, sanığın öncesinde kendisini telefonla tehdit eden, dükkanına gelerek tehditlerini yineleyen, bir süre sonra bu kez yeğeni ile birlikte ellerinde ucu topuz şeklindeki sopalarla gelen, kendisinden fiziki olarak daha güçlü yapıdaki maktul ile yeğeninin saldırı ve savunmada kullanılmak amacıyla imal edilmiş sopalı saldırısına uğradığı,

kendisini savunabilmek amacıyla eline aldığı sopa düşürüldükten sonra kafasında dört ayrı yerde kırık oluşacak şekilde yaralandığı, hareket kabiliyeti oldukça sınırlı bulunan bir yere sırt üstü yatırılarak saldırının devam ettirildiği, ancak bu aşamadan sonra elinde olmasına rağmen henüz kullanmadığı silahını yakın mesafeden hedef gözetme imkanı bulunmadan ateşlediği ve maktulü biri hayati tehlike oluşturacak, diğeri ise basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladığı,

maktul ile yeğeninin bu atışlardan sonra dahi sanığa vurmaya devam ettikleri, ancak sanığın kardeşinin olay yerine gelerek av tüfeğiyle maktule ateş etmesi üzerine saldırılarına son vermek zorunda kaldıkları, ilk haksız hareketin maktulden kaynaklanmasıyla başlayan, devam eden ve artarak devam etmesi de muhakkak olan haksız saldırıyı, o andaki hal ve şartlara göre önce maktul ve yeğeninin saldırıda kullandıkları sopaların benzeri olan bir sopayla, sopanın elinden alınması üzerine ise, içerisinde çok sayıda mermi bulunmasına rağmen tabancayla yalnızca yakın mesafeden ve hedef gözetme imkanı olmadan iki kez ateş etmek suretiyle defetmeye çalıştığının anlaşılması karşısında,

sanığın kendisini başka türlü savunmasının imkansız olduğu, saldırının bir sonucu olan ve saldırgana karşı gerçekleştirilen fiilinde meşru müdafaa şartlarının bulunduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu durumda somut olayda sanığın öldürme suçuna teşebbüs fiilinde meşru müdafaa şartları bulunduğuna ilişkin yerel mahkeme hükmünde herhangi bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, CMK’nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca; “yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması” halinde beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, adı geçen sanık hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi yerinde değildir.

Bu itibarla, haklı nedenlere dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının sanık M. O..ın kasten öldürme suçuna teşebbüs yönünden kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının adı geçen sanık hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüsten kurulan hüküm yönünden; CMK’nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca “yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması” halinde beraat kararı verilmesi gerektiği göz önünde bulundurulmadan;

“ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, yerel mahkeme kararının üçüncü fıkrasının hükümden çıkarılmasına, yerine “sanığın eylemini meşru müdafaa kapsamında işlediğinden, TCK’nun 25 ve CMK’nun 223/2-d maddeleri uyarınca beraatına” cümlesi yazılmak suretiyle adı geçen sanık yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir…”


Zorunluluk Halinin Mevcut Olduğuna İlişkin

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/8-1551 E. 2013/64 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…İlçe dışında, nispeten yerleşimin az olduğu bir mahallede oturduğu anlaşılan sanığın geceleyin evinin önünde köpeğine saldırıp yaralayan sokak köpeklerini uzaklaştırmak için tüfekle havaya doğru 3 el ateş etmesinden ibaret eyleminde TCK’nun 25/2. maddesi kapsamında bir zorunluluk hali mevcut olup faile ceza verilmesi mümkün olmadığından, sanığın cezalandırılmasına ilişkin yerel muhkeme hükmünün Özel Daire tarafından bozulması isabetli olup Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine  karar verilmelidir…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2004/2-26 E. 2004/39 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Tanık anlatımları ile doğrulanan savunmaya göre, sanık evinin bahçesine girdiğinde, arkasında bulunan ahır kısmından başıboş bir sokak köpeği aniden çıkarak sanığa doğru yönelmiştir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Gölyaka İlçe Müdürlüğünün bildirdiği üzere, ilçede 2001 yılı içerisinde 55 adet köpek ısırması olayı yaşandığı, sanığın yaşadığı çevrede bu tür olayların sıklıkla meydana geldiği anlaşılmakla, sanık yönünden ağır bir tehlikenin ortaya çıktığının kabulü de zorunludur. Uzun süredir evinden uzakta yaylada bulunan sanığın, tehlikeye bilerek neden olduğundan söz etmeye de olanak yoktur. Sanık içinde bulunduğu tehlikenin yarattığı içgüdüyle ruhsatlı silahını korunmak amacıyla kullanmış, nefsine yönelen bir saldırıyı bu suretle uzaklaştırmıştır. Bu nedenle sanığın eylemi hukuka uygun olup…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 1977/332 E. 1977/375 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Sanık muhtarın kasaba içinde rastladığı bir kavgaya yatıştırmak ve çıkması beklenen ağır olayları önlemek için polisi çağırmak amaciyle ve yalnız bu zorunlulukla tabancasını çıkarıp havaya ateş ettiği anlaşılmasına göre beraatine karar verilmesi yasaya uygundur…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön