HUKUKSAL YARDIM

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava

Bu yazımızda sırasıyla belirsiz alacak davası ve kısmi dava anlatılacak olup, sonrasında ikisinin karşılaştırılması yapılıp, en sonunda bu davalara ilişkin Yargıtay Kararları belirtilecektir.

Belirsiz Alacak Davası

Belirsiz alacak davası, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.107’de düzenlenmiştir. Dava açıldığı sırada belirli olmayan alacakların, belirlenebilir bir asgari tutar gösterilmek suretiyle talep edilerek açıldığı davalardır.

Belirsiz alacak davası ile talep edilen alacakların, dava açıldığı sırada davacı tarafından belirlenemiyor olması gerekir. Alacakların belirlenebilir olması halinde, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar yokluğundan, dava reddelicektir.

Belirsiz alacak davası olarak açılan davalarda, alacak belirli olduktan sonra, davacı talep artırım dilekçesi vererek, dava dilekçesinde talep etmiş olduğu alacağı artırabilir. Davacının bu şekilde talep artırım isteminde bulunması, hüküm verilinceye kadar mümkündür. Genellikle bilirkişi raporu düzenlendikten sonra alacaklar belirli hale geleceği için, talep artırım dilekçesinin bilirkişi raporu düzenlenmesinden sonra verilmesi daha uygun olacaktır.

Belirsiz Alacak İçin Zamanaşımı

Belirsiz alacak davası ile belirli bir miktar gösterilmek suretiyle talep edilen alacaklar için, sadece dava dilekçesinde belirtilmiş olan miktar için değil, daha sonrasında talep artırım dilekçesiyle belirtilecek olan tüm alacak miktarı için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilecektir.

Belirsiz Alacaklara Faizin İşletileceği Tarih

Bunun yanında kural olarak alacağın tamamı için dava tarihinden itibaren faiz işletilecektir. Yani talep artırım dilekçesinde artırım yapılan miktar için de faiz işletilme tarihi dava tarihi olacak olup, artırım yapılan miktar için talep artırım dilekçesinin verildiği tarihten itibaren faiz işletilmeyecektir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.107

Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.

Kısmi Dava

Kısmi Dava, bölünebilir olan alacaklar için  alacağının fazlasını daha sonra talep etmek ve fazlaya ilişkin hakları saklı tutmak üzere; dava açıldığı sırada alacağın tamamı yerine, asgari olarak alacağın belirli bir miktarı gösterilmesidir. Kısmi Davanın dava açıldığı sırada belirli olan yahut belirsiz olan alacaklar için de açılması mümkündür.

Örnek olarak, 20.000 TL olarak belirli olan kıdem tazminatı alacağının şu şekilde dava dilekçesinde belirtilmesi durumu verilebilir:

“Fazlaya ilişkin talep ve haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik; 100 TL kıdem tazminatı alacağının davalıdan alınıp tarafımıza ödenmesine karar verilmesini saygıyla talep ederiz.”

Yargılamayı yapan Mahkeme, bu ifadeden davanın kısmi dava mı belirsiz alacak davası mı olarak açıldığını belirleyemiyorsa, aşağıda belirttiğimiz Yargıtay Kararında da açıklandığı üzere, davacıya, davayı kısmi dava mı belirsiz alacak davası mı olarak açtığını açıklaması için süre verilmesine, karar verecektir.

Kısmi davada, alacağın geri kalan kısmını talep etmek için hüküm verilmeden önce ıslah yapılması gerekmektedir. Genellikle bilirkişi raporunda alacak miktarı büyük oranda netleştiği için, bilirkişi raporu düzenlenmesinden sonra ıslah yapılması daha uygun olacaktır. Nitekim ıslah yapma hakkı bir defaya mahsustur.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu kısmi davaya ilişkin 109. Maddenin ikinci fıkrasının iptal edilmesiyle birlikte artık, tartışmalı olmayan veya belirlenebilir alacakların da kısmi dava yoluyla talep edilmesi mümkündür.

Kısmi Dava İle Talep Edilen Alacaklar İçin Zamanaşımı

Kısmi Dava ile talep edilen alacaklar için, dava açıldığı sırada belirtilen miktar için zamanaşımı dava açıldığı tarihte kesilir.

Daha sonradan ıslah ile artırılan miktar için ise, zamanaşımı ıslahın yapıldığı tarihte kesilecektir.

Dolayısıyla kısmi dava açıldığı sırada, davanın görülmesi sırasında, alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramayacağı hususu hak kaybına sebebiyet vermemek için dikkatle araştırılması gerekir.

Kısmi Dava İle Talep Edilen Alacaklar İçin Faizin İşletileceği Tarih

Kısmi Davada, dava açılmadan önce davalı temerrüde düşürülmemişse; dava açıldığı sırada talep edilen miktar için dava açıldığı tarihten, daha sonrasında ıslah ile artırılan miktar için ıslah tarihinden itibaren faiz işletilecektir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.109

(1)Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

(2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.)

(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava Karşılaştırılması

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Davaya konu edilen alacaklar için iki durum bakımında farklılık oluşmaktadır. Bu durumlar zamanaşımı ve faiz başlangıç tarihidir.

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava Zamanaşımı Bakımından Karşılaştırılması

Belirsiz alacak davasında alacağın tamamı için dava açıldığı tarihte zamanaşımı kesilmektedir. Ancak kısmi davada, dava açıldığı sırada belirtilen miktar için, dava açıldığı tarihte zamanaşımı kesilmektedir. Kısmi davada dava açıldığı sırada talep edilmeyen alacak için ise, davanın görülmesi sırasında ıslah yapıldığı sırada alacağın tamamı belirtilmesiyle; artırılan miktar için zaman aşımı kesilmektedir.

Örneğin 10.000 TL lik maddi tazminat istemine ilişkin alacak ayrı ayrı belirsiz alacak davası ve kısmi dava açılmak suretiyle talep edilmiş olsun.

Belirsiz alacak davası ile talep edilmesi halinde  dava açılması sırasında asgari olarak hangi tutar gösterilirse gösterilsin, 10.000 TL’lik alacağın tamamı için dava tarihinden itibaren zamanaşımı kesilecektir.

Kısmi dava ile dava açılması sırasında fazlaya ilişkin hak ve talep saklı tutulmak suretiyle şimdilik 1.000 TL denilerek alacağın talep edilmesi halinde, 1.000 TL’lik kısım için dava açıldığı tarihte zamanaşımı kesilecektir. Geriye kalan 9.000 TL için ise, ıslah ile talebin 9.000 TL artırılmasıyla, ıslah tarihinde zamanaşımı kesilecektir.

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava Faiz İşletilme Tarihi Bakımından Karşılaştırılması

Yukarıda zamanaşımı bakımından verilmiş örneği baz alırsak, yine zamanaşımı açısından paralel olacak şekilde, belirsiz alacak davası ile talep edilmesi halinde dava açılmadan önce davalı temerrüde düşürülmemişse 10.000 TL’nin tamamına davanın açıldığı tarihten itibaren faiz işletilecektir.

Kısmi davada ise, 1.000 TL için dava açıldığı tarihten itibaren; 9.000 TL için ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilecektir.

Açıklamalarımızda belirtmiş olduğumuz üzere, belirsiz alacak davası ve kısmi dava talep edilen alacak bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Belirsiz alacak davası, kısmi davaya nazaran daha avantajlı gözükse de; her durumda belirsiz alacak davası açılamayacağından dolayı, hak kaybının yaşanmaması için hangi davanın açılacağı hususuna özen göstermek gerekmektedir.

 

Yargıtay Kararları

Davanın Belirsiz Alacak Davası Mı Kısmi Dava Mı Olarak Açıldığı Anlaşılmıyorsa Davacıya Davanın Hangi Şekilde Açıldığını Belirtmesi İçin Süre Verilmesi Gerektiğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/22-1166 E. 2019/576 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir.

Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun’un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir.

Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır (H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 454).

Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun’un 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır.

Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanun’un 119/2 maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir…”

Belirsiz Alacak Davası İle Talep Edilen Alacakların Davanın Görülmesi Sırasında Zamanaşımına Uğramayacağına İlişkin

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2016/3084 E. 2019/33 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Fazla çalışma alacağının belirsiz alacak davasına konu edilebilecek nitelikte alacak olduğu ve davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmakla mahkemece davanın kısmi dava olarak görülmesi ve davanın açılması ile alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesildiğinden, 6100 sayılı Kanun’un 107/2. maddesi gereğince talebin arttırılması ıslah olarak nitelendirilip ıslaha karşı zamanaşımı def’inin dikkate alınması isabetli olmamıştır. Talep arttırım dilekçesi ile talep edilen miktarlar zamanaşımına uğramayacağından, bu miktarlara göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”

 

Belirsiz Alacak Davasında Talep Edilen Alacaklara, Talep Artırım Dilekçesinin Verildiği Tarihten İtibaren Faiz Yürütülmeyeceğine, Dava Tarihinden İtibaren Faiz Yürütüleceğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/9-3157 E. 2018/365 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Öte yandan yine belirsiz alacak davasının Kanuna konuluş amacı ve davanın niteliği dikkate alındığında, dava tarihinden önce gerçekleşen bir temerrüt olgusunun bulunmadığı durumlarda belirsiz alacak davasında yargılama sonucunda miktarı tam ve kesin olarak belirlenen alacağın tümü için temerrüt, davanın açıldığı tarihte gerçekleşeceğinden faize de dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir.

Belirsiz alacak davasında zamanaşımı süresi alacağın tamamı için davanın açıldığı tarihten itibaren kesilmekte yine temerrüd sebebiyle faiz talebi de davanın açıldığı tarihten itibaren istenebilmektedir. Alacağın geri kalan kısmının talep edilebilmesi için ise davalı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurulmasına gerek bulunmamaktadır…”

İşçilik Alacaklarından Kıdem Ve İhbar Tazminatı İle Yıllık Ücretli İzin Alacağı, Asgari Geçim İndiriminin Belirlenebilir Alacak Olduğuna Ve Bunların Belirsiz Alacak Davası İle Talep Edilemeyeceğine İlişkin

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2018/16818 E. 2019/337 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı, asgari geçim indirimi yönünden yapılan değerlendirmede; davacı, çalışma süresini, kendisine en son ödenen aylık ücret miktarını, tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri belirleyebilecek durumdadır. Bu halde, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık ücretli izin alacağı ve asgari geçim indirimi gerçekte belirlenebilir alacaklar olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri nazara alınarak, hukuki yarar yokluğundan anılan alacaklara yönelik taleplerin usulden reddi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olmuştur...”

İşçilik Alacaklarından Fazla Çalışma Ücreti, Hafta Tatili Ücreti İle Ulusal Bayram Ve Genel Tatillerde Çalışma Ücretinin Belirsiz Alacak Davası İle Talep Edilebileceğine İlişkin

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2015/2724 E. 2016/8921 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Davanın 6100 sayılı Kanun’un 107/3 fıkrası kapsamında açıldığı şüphesizdir. Fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları yönünden, davacı haftada kaç saat fazla çalışma yaptığını ve hangi genel tatillerde çalıştığını belirleyebilmekte ise de hakimin hesaplanan miktardan hangi oranda takdiri indirim yapacağını bilebilecek durumda değildir. Bu sebeple fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları belirsiz alacak ve tespit davasına konu edilebilir…”

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2015/2118 E. 2015/4950 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…davacı, davalı işverenin tuttuğu, işverenin elinde bulunan işe giriş çıkış kayıtları ile kart okuma sistemi dökümlerine dayanarak fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini istemiştir. Yukarıda açıklanan ilke doğrultusunda davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale gelecek olması nedeni ile, anılan alacak kalemleri bakımında belirsiz alacak davası açmasında hukuki yarar bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilip oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın tümü ile hukuki yarar yokluğundan reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”

İşçinin Ücreti Belirlenemiyorsa Ücret Baz Alınarak Hesaplanacak Tüm Alacakların Belirsiz Alacak Davası İle Talep Edilebileceğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/22-2244 E. 2018/1353 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…davacının aldığı ücretin uyuşmazlık konusu olduğu görülmektedir. Şöyle ki, davacı vekili işyerinde garson olarak çalışan müvekkilinin günlük ücretinin net 50,00 TL olduğunu ayrıca günlük asgari 10,00 TL bahşiş aldığını ileri sürmüştür. Davalı yan ise davacının bahşiş aldığını kabul etmekle birlikte ücretinin asgari ücret olduğunu, kazancının asgari ücreti geçmediğini savunmuştur.

Ne var ki, davalı vekili 4857 sayılı İş Kanunu’nun 51’inci maddesi ile bu madde hükmüne istinaden çıkarılan Yönetmelik’teki düzenlemeye rağmen davacı işçinin ne kadar bahşiş aldığı konusundaki belgelendirme yükümlülüğünü yerine getirmemiş, bordroları asgari ücret üzerinden düzenlemiştir. Bahşişin günlük ve aylık değişkenlik göstereceği de tartışmasızdır. Davacı işçinin ücreti de emsal ücret araştırması yapılarak belirlenmiştir.

O hâlde davalı işverenin işçinin aldığı ücret ve eklerinin miktarını belgeye bağlama yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması karşısında, hesaplamalara esas ücretin miktarı konusundaki belirsizlik, ücret esas alınarak hesaplanacak tüm alacak kalemlerini etkileyecek nitelikte olduğundan, davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceğini kabul etmek gerekir…”

İşçinin Ücreti Konusunda Uyuşmazlık Bulunmasının Tek Başına , Ücret Baz Alınarak Hesaplanacak Alacakları Belirsiz Hale Getirmeyeceğine İlişkin

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2015/14188 E. 2016/17809 K. sayılı Kararı şu şekildedir

“…İş Hukukundan kaynaklanan davalarda sıkça karşılaşıldığı üzere, taraflar arasında çalışma süresi ve ücret miktarı yönlerinden uyuşmazlık bulunması, alacağı belirsiz hale getirmez. Keza, işçi çalışma süresini ve ücretini belirleyebilmektedir. İşçinin ne zamandan beri çalıştığını veya ücretinin ne kadar olduğunu bilmemesi hayatın olağan akışına da aykırıdır. İşçinin kendisinin bilmediği çalışma süresini, tanıkların bildiğini veya bilirkişinin bileceğini farzetmek ispat kurallarına da aykırıdır. Keza tarafın yeterli şekilde somutlaştırıp kendisinin bilgisinde dahi olmadığını belirttiği bir hususun mahkemece bilinmesini beklemek de mümkün değildir.

İşverenin maddi hukuktan doğan yükümlülüklerini (belge ve bordro düzenleme gibi) yerine getirmemesi, tuttuğu belgelerin gerçeği yansıtmaması, davadan önce işçinin alacaklarını inkar etmesi ya da ikrar etmekle beraber yerine getirmemesi davacıya kural olarak belirsiz alacak davası açma imkanını vermez. İşçi bu durumlarda dahi, alacağının miktarını veya değerini belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açamaz…”

Toplu İş Sözleşmesinde Belirlenebilen Alacakların Belirsiz Alacak Davası İle Talep Edilemeyeceğine İlişkin

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/27820 E. 2014/29944 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı şüphesizdir. Uyuşmazlık konusu toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ücret farkı, ilave tediye alacağı, ikramiye alacağı, yemek bedeli, vardiya nöbet primi alacağı, ulusal bayram genel tatil ücreti, 6 günlük prim alacağı ve giyecek yardımı alacakları bakımından; talep içeriğinden de açıkça anlaşıldığı üzere, davacı sendikaya üye olduğu ve toplu iş sözleşmesinden yaralanabileceği tarihi, çalışma süresini, en son ödenen ücreti, toplu iş sözleşmesi gereği alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarım, ödenmesi gereken ikramiye, ilave tediye ve yemek yardımı tutarını işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesi hükümleri gereğince belirleyebilecek durumdadır.

Bu halde toplu iş sözleşmesinden kaynaklı fark ücret, ilave tediye, ikramiye ve yemek bedeli alacakları, belirsiz alacak değildir. Dava konusu edilen alacakların belirlenebilir olmaları ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir…”

İşe İade Kararı Verilen İşçinin İşe Başlatılmaması Halinde, Karar Tarihinde Çalıştığı İş Yerinde Aynı Pozisyondaki İşçilerin Ücretinde Ne Kadar Artış Yapıldığını Ve Sosyal Haklarını Bilemeyeceğinden Dolayı, İşe Başlatmama Tazminatının Belirsiz Alacak Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/22-3296 E. 2019/380 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili işçinin iş sözleşmesinin geçersiz feshedildiği 26.07.2010 tarihinden işe başlatılmadığı 09.08.2012 tarihine kadar davalı iş yerinde uygulanan ücret artışları, ücret artışı yoksa yasal asgari ücret artışları, davalı iş yerinde çalışan emsal kişilerin aldığı ücretler dikkate alınarak, işe başlatılmadığı 09.08.2012 tarihi itibariyle alabileceği emsal ücret ve sosyal yardımların tespit edilmesi ve talep edilen tazminat ve alacakların bu tarihe göre belirlenecek gerçek ücreti üzerinden hesaplanması gerektiğini ifade etmiştir.

Bu durumda davacının iş yerinden ayrıldığı 26.07.2010 tarihinden işe başlatılmayarak iş sözleşmesinin feshedilmiş sayıldığı 09.08.2012 tarihleri arasında yaklaşık ikibuçuk yıllık bir süre geçmiş olup, belirtilen zaman zarfında işinden ve iş yerinden ayrı kalan davacı işçinin, iş yerinde kendi pozisyonundaki işçilere ve genel olarak iş yerinde çalışan işçilere ne kadar ücret artışı yapıldığını, ne gibi sosyal haklar sağlandığını bilmesi mümkün değildir.

Şu hâlde dava konusu edilen alacakların hesabına esas ücret miktarı belirsiz olup, ücretteki belirsizlik alacakların miktarını etkileyeceğinden dava konusu edilen alacakların belirsiz olduğunu kabul etmek gerekir…”

Trafik Kazalarından Kaynaklanan Maddi Tazminat İstemlerinin, Dava Açıldığı Sırada Uğranılan Zararın Belirsiz Olması Nedeniyle, Belirsiz Alacak Davası İle Talep Edilebileceğine İlişkin

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2015/4486 E. 2016/3363 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Somut olayda, maddi hasarlı trafik kazası 04.06.2011 tarihinde meydana gelmiş, ıslah dilekçesi ise 01.10.2014 tarihinde verilmiştir. Islah dilekçesi davalıya 29.09.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili 01.10.2014 tarihinde verdiği dilekçesiyle ıslah edilen miktara karşı ve süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Belirsiz alacak davasında, zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için değil tüm dava için kesilir. Davacı, zararlarını 18.06.2014 günlü bilirkişi raporu ile tam ve kesin olarak öğrenmiş ve sonradan harcını da tamamlamıştır. HMK 107-448 maddeleri hükmüne göre dava, belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi gerekir…”

Manevi Tazminat İsteminin Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava İle Talep Edilemeyeceğine İlişkin

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2014/26303 E. 2015/2554 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Manevi zararın tespiti istemine ilişkin olarak; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.03.2006 tarih ve 2006/2-14 E, 2006/26 K. sayılı kararında ifade edildiği üzere manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde bedensel bütünlüğünün iradesi dışında ihlali hallerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür.

Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar.

Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için birden fazla bölümler halinde istenemez.

Bu tazminat bizzat yaşananın acı ve elemin karşılığı olduğu için, haksız eylemin meydana geldiği anda gerçekleşir. Acı ve elemin bölünerek bir kısmının açılacak kısmi dava ile, kalanının açılacak başka bir davada talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşer. Ödemenin uzaması, para değerindeki düşüşler, enflasyon nedeniyle alım gücünün azalması gibi nedenlerle hükmedilecek miktarın faiziyle birlikte tahsili zararı karşılamaktan uzak olması, manevi tazminatın bölünerek istenmesini haklı göstermez.

İş kazasında zarar gören davacı, davanın açıldığı tarihte manevi tazminat alacağının miktarını kendisi belirlediğinden, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu söylenemez. O halde manevi tazminat istemi manevi tazminatın bölünemezliği kuralına aykırı bir biçimde kısmi veya belirsiz alacak davası olarak açılamaz ve manevi zararın HMK’nın 107 nci maddesine göre dava yoluyla tespiti de istenemez. Bu nedenlerle Mahkemece manevi zararın belirsiz alacak davası olarak tahsili için açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekir…”

Belirsiz Alacak Davasında Davanın Açılması Sırasında Gösterilen Asgari Tutar Dikkate Alınarak  Görevli Mercinin Tüketici Hakem Heyeti Olduğu Sonucuna Varılamayacağına İlişkin

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/11230 E. 2015/11810 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Eldeki davada, davacı davayı açarken, davalı bankadan kredi kullandığını kredi kullanırken kendisinden çeşitli adlar altında kesintiler yapıldığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 2.000,00 TL nın tahsiline ilişkin talepte bulunduğunu açıkça belirtmiştir.

Mahkemece, dava değerinin 6502 sayılı Kanunun 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, HMK 107 gereği açılan belirsiz alacak davalarında da, dava dilekçesinde asgari miktar olarak gösterilen ve değeri 3000 TL nın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu kanaatine varıldığından HMK’nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı davayı açarken fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış olduğundan mahkemece, delillerin toplanarak işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”

Dava Dilekçesinde Davanın Belirsiz Alacak Davası Olarak Açıldığı Belirtildiğinde, Belirsiz Alacak Davası Şartları Bulunmaması Halinde, Davacıya Süre Verilerek Davayı Kısmi Dava Şekline Dönüştürmesine İmkan Tanınamayacağına İlişkin

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2016/14681 E. 2016/18081 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun’un 119/1-ğ maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir.

Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usul bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır (H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 454)…”

Talep Artırım Dilekçesi Verilmemişse Bilirkişi Raporunda Belirtilen Bedel Bakımından Karar Verilemeyeceğine İlişkin

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2013/8227 E. 2013/9224 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda davacı aracında meydana gelen değer kaybının 800,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Davacı değer kaybıyla ilgili olarak davanın başında belirtmiş olduğu ve saklı tuttuğu talep miktarını arttırmamıştır.

Mahkemece 6100 Sayılı H.M.K.nın 107/2. maddesi uyarınca davacının değer kaybıyla ilgili olarak belirsiz alacağını arttırmadığı gözetilmeden bu konuda bilirkişi raporunda tespit edilen 800,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön